Wednesday, January 1, 2014

Fred'in bodrumu

Bu yazı, Rice Üniversitesi'nden Alastair Norcross'un, "Köpek yavruları, domuzlar ve insanlar: et yemek ve marjinal örnekler" makalesinin çevirisinin ilk kısmıdır.



Fred'in kapısı, günün birinde polisler tarafından çalınır. Polisi, Fred'in bodrumundan gelen garip seslerden rahatsız olan komşular çağırmıştır. Polis, Fred'in bodrumuna girince şu görüntüyle karşılaşır: Yirmi altı küçük tel kafesin her birinde, kimi sızlayan, kimi hırlayan, kimi havlayan bir köpek yavrusu bulunmaktadır. Köpeklerin yaşı, birkaç günlükten birkaç haftalığa kadar değişmektedir. Birçoğunun kimi uzuvları kesilmiştir. Tüm kafesin ve bodrumun tabanı idrar ve dışkıyla kaplıdır. Fred polislere, köpek yavrularını yirmi altı haftalık olana kadar kafeslerde tuttuğunu, daha sonra baş aşağı asarak onları kestiğini anlatır. Bu süreç içerisinde köpeklere hiçbir anestezi uygulamadan, köpeklerin burun, pati gibi kimi uzuvlarını sıcak bıçakla kesmektedir. Bu işlem haricinde köpekleri çıkmalarına izin vermeden daima, yirmi altı haftalık olduklarında zar zor sığabildikleri kafeslerde tutmaktadır. Polis duydukları karşısında dehşete düşer ve Fred'i derhal hayvan istismarı ile tutuklarlar. Davanın detayları kamuoyuna açıklanınca, herkes Fred'e son derece sinirlenir. Gazeteler Fred'in en ağır cezalara çarptırılmasını talep eden mektuplarla dolup taşar. Hayvan istismarına daha ağır cezalar getirilmesi için isteklerde bulunulur. Fred adi bir sadist ilan edilir.

Sonunda duruşma günü gelir çatar ve Fred davranışını açıklar, suçsuz olduğunu iddia eder ve kendisine ceza verilmemesini talep eder. Fred, tam bir çikolata aşığıdır. Birkaç yıl önce, kafa travmasına neden olan bir araba kazası geçirmiştir. Hastaneden çıkışta, görünüşte kalıcı hiçbir hasardan muzdarip olmayan Fred, favori restoranına giderek, restoranın ünlü siyah çikolatalı tatlısından ısmarlar. Ancak tatlıyı tattığında, tatlının önceden bildiği o muhteşem tadından eser yoktur. O çok iyi hatırladığı yoğun çikolatalı aromadan yoksun tatlıdan hiçbir haz alamayan Fred garsonu çağırır. Garson Fred'e, tatlıyı son tattığı zamandan yani kazadan hemen bir gün öncesinden beri, tatlının tarifinde ve malzemelerinde hiçbir değişiklik olmadığına dair yemin eder. Kaygıyla restorandan çıkıp, favori Belkçika çikolatasını satın alan Fred, yine çikolatadan neredeyse hiçbir haz alamaz. Uzun araştırmalar sonucu, diğer yiyeceklerden aldığı lezzetin hiç değişmediğini ancak çikolatanın hemen hemen tüm formlarının artık yavan geldiğini keşfeder. Sorununa umutsuzca çare arayan Fred, damak zevki konusunda uzman nörolog Dr. D. Papilla'ya gider. Kapsamlı tetkikler sonucu Fred'in godiva bezlerinin, kazadan tamir edilemez şekilde zarar gördüğü ortaya çıkar. Godiva bezi çikolatadan tat almayı sağlayan kokamon hormonunun salgılanmasından sorumludur. Dr. Papilla Fred'e, kokamonun bilinen tek kaynağının insan godiva bezi olduğunu ve başka bir insanın bezlerinden kokamon elde edip kullanmanın imkansız olduğunu anlatır. Ancak yeni bir keşif bu durumu değiştirmiştir. Bir adli veteriner cerrah, ciddi şekilde işkence görmüş bir köpek yavrusu üzerinde otopsi yaparken, köpeğin beyninde yüksek miktarda kokamon salgılanmış olduğunu keşfeder. Görünüşe göre, normalde kokamon salgılamayan köpek yavrularının beyni, haftalarca süren işkence ve şiddet sonrası kokamon üretebilmektedir. Ancak keşif hayvan hakları savunucularını kızdırmamak için gizli tutulmuş, bilgiler kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Dolayısıyla bu araştırma Fred'in yeniden çikolata tadabileceği anlamına gelmesine rağmen, köpek yavrusundan elde edilmiş kokamonu ticari olarak üreten kimse bulunmamaktadır. Talep eksikliği ve kötü ün korkusuyla hiçbir firma köpek yavrusuna işkence etme işine girmeyi istememektedir. Fred mahkemeye, sorununa çözüm bulup da ona ulaşamamanın ne kadar üzücü olduğunu anlatır. Ancak Fred'in oturup makus talihine yenilmeye niyeti yoktur. Herhangi bir çikolata sever böyle bir durumda ne yaparsa Fred de onu yapmıştır. Araştırmayı okuyup, bodrumunda kendi yavru köpek işkencehanesini kurmuştur. Köpek yavrularından, altı ay süren yoğun bir işkence sonrası kendisine bir hafta yetecek kadar kokamon üretmeyi başaran Fred, bir sadist ya da hayvan istismarcısı değildir. Eğer yavru köpeklere işkence etmeden kokamon elde edebilmenin bir yolu olsa Fred de memnuniyetle o yolu seçecektir. Yavru köpeklere işkence etmekten hiçbir zevk almamaktadır ve hayvanların çektiği acıdan dehşete düşen herkese de hak vermektedir. Ama burada söz konusu olan insan hazzıdır ve mahkeme bunu görmelidir. Tamam, yavru köpekler inkar edilemez derecede şirin olsalar da, ne de olsa hayvandırlar. Fred, çikolata yemezse daha sağlıksız olmayacağını kabul etmektedir ve bu bir ölüm-kalım meselesi değildir. Ancak çikolata yemekten duyduğu haz olmaksızın yaşamı kabul edilemez derecede çekilmez olacaktır.

Hikayenin sonu. Hepimizin Fred'in tavrı karşısında dehşete kapıldığı ve hiçbirimizin Fred'in kendini aklama çabasına ikna olmadığı su götürmez. Elbette Fred'in hayatını çikolatadan aldığı hazdan mahrum geçirmek zorunda olması üzücüdür ancak bu asla köpek yavrularına işkence etmek için yeterli bir özür olamaz. Bu hususta neredeyse evrensel olarak mutabık kalabileceğimizi düşünüyorum (insan olmayan canavarlar ve bu konuda mutabık kalmanın varacağı noktayı görüp bundan kaçınmayı isteyenler hariç). Etik bir insan sırf damak zevkini tatmin etmek için köpek yavrularına işkence etmeyi tasavvur bile edemez. Ancak her yıl milyarlarca hayvana tam da bunun için inanılmaz çile çektirilir. [Amerika Birleşik Devletleri'nde] Tüketilen çoğu tavuk, dana ve domuz eti, hayvanların dar alanlarda, stres dolu yaşamlar sürdürdüğü ve anestezi olmaksızın uzuvlarının kesildiği hapishane gibi fabrikalarda üretilmektedir. İnsanların çoğu, diyetlerinden eti çıkarsa da ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşmayacaktır. Hatta tam tersi. Fabrika tipi üretimin, sahiplerine sağladığı kârdan gayrı tek getirisi, etsiz bir diyetten şu anda sürdürmekte oldukları etli diyet kadar haz alamayacaklarını iddia eden et-severlerin damak zevkidir. Eğer Fred'i yaptıklarından dolayı ayıplamaya hazırsak, aynı şekilde fabrika üretimi etleri satın alan ve tüketen kimseleri de ayıplamalı mıyız? Etik açıdan Fred'in davranışıyla onların davranışı arasında belirgin bir fark var mı?


No comments:

Post a Comment