Bu yazı, Rice Üniversitesi'nden Alastair Norcross'un, "Köpek yavruları, domuzlar ve insanlar: et yemek ve marjinal örnekler" makalesinin çevirisinin ilk kısmıdır.
Fred'in
kapısı, günün birinde polisler tarafından çalınır. Polisi,
Fred'in bodrumundan gelen garip seslerden rahatsız olan komşular
çağırmıştır. Polis, Fred'in bodrumuna girince şu görüntüyle
karşılaşır: Yirmi altı küçük tel kafesin her birinde, kimi
sızlayan, kimi hırlayan, kimi havlayan bir köpek yavrusu
bulunmaktadır. Köpeklerin yaşı, birkaç günlükten birkaç
haftalığa kadar değişmektedir. Birçoğunun kimi uzuvları
kesilmiştir. Tüm kafesin ve bodrumun tabanı idrar ve dışkıyla
kaplıdır. Fred polislere, köpek yavrularını yirmi altı haftalık
olana kadar kafeslerde tuttuğunu, daha sonra baş aşağı asarak
onları kestiğini anlatır. Bu süreç içerisinde köpeklere hiçbir
anestezi uygulamadan, köpeklerin burun, pati gibi kimi uzuvlarını
sıcak bıçakla kesmektedir. Bu işlem haricinde köpekleri
çıkmalarına izin vermeden daima, yirmi altı haftalık
olduklarında zar zor sığabildikleri kafeslerde tutmaktadır. Polis
duydukları karşısında dehşete düşer ve Fred'i derhal hayvan
istismarı ile tutuklarlar. Davanın detayları kamuoyuna
açıklanınca, herkes Fred'e son derece sinirlenir. Gazeteler
Fred'in en ağır cezalara çarptırılmasını talep eden
mektuplarla dolup taşar. Hayvan istismarına daha ağır cezalar
getirilmesi için isteklerde bulunulur. Fred adi bir sadist ilan
edilir.
Sonunda
duruşma günü gelir çatar ve Fred davranışını açıklar,
suçsuz olduğunu iddia eder ve kendisine ceza verilmemesini talep
eder. Fred, tam bir çikolata aşığıdır. Birkaç yıl önce, kafa
travmasına neden olan bir araba kazası geçirmiştir. Hastaneden
çıkışta, görünüşte kalıcı hiçbir hasardan muzdarip
olmayan Fred, favori restoranına giderek, restoranın ünlü siyah
çikolatalı tatlısından ısmarlar. Ancak tatlıyı tattığında,
tatlının önceden bildiği o muhteşem tadından eser yoktur. O çok
iyi hatırladığı yoğun çikolatalı aromadan yoksun tatlıdan
hiçbir haz alamayan Fred garsonu çağırır. Garson Fred'e, tatlıyı
son tattığı zamandan yani kazadan hemen bir gün öncesinden beri,
tatlının tarifinde ve malzemelerinde hiçbir değişiklik
olmadığına dair yemin eder. Kaygıyla restorandan çıkıp, favori
Belkçika çikolatasını satın alan Fred, yine çikolatadan
neredeyse hiçbir haz alamaz. Uzun araştırmalar sonucu, diğer
yiyeceklerden aldığı lezzetin hiç değişmediğini ancak
çikolatanın hemen hemen tüm formlarının artık yavan geldiğini
keşfeder. Sorununa umutsuzca çare arayan Fred, damak zevki
konusunda uzman nörolog Dr. D. Papilla'ya gider. Kapsamlı tetkikler
sonucu Fred'in godiva bezlerinin, kazadan tamir edilemez şekilde
zarar gördüğü ortaya çıkar. Godiva bezi çikolatadan tat almayı
sağlayan kokamon hormonunun salgılanmasından sorumludur. Dr.
Papilla Fred'e, kokamonun bilinen tek kaynağının insan godiva bezi
olduğunu ve başka bir insanın bezlerinden kokamon elde edip
kullanmanın imkansız olduğunu anlatır. Ancak yeni bir keşif bu
durumu değiştirmiştir. Bir adli veteriner cerrah, ciddi şekilde
işkence görmüş bir köpek yavrusu üzerinde otopsi yaparken,
köpeğin beyninde yüksek miktarda kokamon salgılanmış olduğunu
keşfeder. Görünüşe göre, normalde kokamon salgılamayan köpek
yavrularının beyni, haftalarca süren işkence ve şiddet sonrası
kokamon üretebilmektedir. Ancak keşif hayvan hakları
savunucularını kızdırmamak için gizli tutulmuş, bilgiler
kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Dolayısıyla bu araştırma
Fred'in yeniden çikolata tadabileceği anlamına gelmesine rağmen,
köpek yavrusundan elde edilmiş kokamonu ticari olarak üreten kimse
bulunmamaktadır. Talep eksikliği ve kötü ün korkusuyla hiçbir
firma köpek yavrusuna işkence etme işine girmeyi istememektedir.
Fred mahkemeye, sorununa çözüm bulup da ona ulaşamamanın ne
kadar üzücü olduğunu anlatır. Ancak Fred'in oturup makus
talihine yenilmeye niyeti yoktur. Herhangi bir çikolata sever böyle
bir durumda ne yaparsa Fred de onu yapmıştır. Araştırmayı
okuyup, bodrumunda kendi yavru köpek işkencehanesini kurmuştur.
Köpek yavrularından, altı ay süren yoğun bir işkence sonrası
kendisine bir hafta yetecek kadar kokamon üretmeyi başaran Fred,
bir sadist ya da hayvan istismarcısı değildir. Eğer yavru
köpeklere işkence etmeden kokamon elde edebilmenin bir yolu olsa
Fred de memnuniyetle o yolu seçecektir. Yavru köpeklere işkence
etmekten hiçbir zevk almamaktadır ve hayvanların çektiği acıdan
dehşete düşen herkese de hak vermektedir. Ama burada söz konusu
olan insan hazzıdır ve mahkeme bunu görmelidir. Tamam, yavru
köpekler inkar edilemez derecede şirin olsalar da, ne de olsa
hayvandırlar. Fred, çikolata yemezse daha sağlıksız olmayacağını
kabul etmektedir ve bu bir ölüm-kalım meselesi değildir. Ancak
çikolata yemekten duyduğu haz olmaksızın yaşamı kabul edilemez
derecede çekilmez olacaktır.
Hikayenin
sonu. Hepimizin Fred'in tavrı karşısında dehşete kapıldığı
ve hiçbirimizin Fred'in kendini aklama çabasına ikna olmadığı su götürmez. Elbette
Fred'in hayatını çikolatadan aldığı hazdan mahrum geçirmek
zorunda olması üzücüdür ancak bu asla köpek yavrularına
işkence etmek için yeterli bir özür olamaz. Bu hususta neredeyse
evrensel olarak mutabık kalabileceğimizi düşünüyorum (insan
olmayan canavarlar ve bu konuda mutabık kalmanın varacağı noktayı
görüp bundan kaçınmayı isteyenler hariç). Etik bir insan sırf
damak zevkini tatmin etmek için köpek yavrularına işkence etmeyi
tasavvur bile edemez. Ancak her yıl milyarlarca hayvana tam da bunun
için inanılmaz çile çektirilir. [Amerika Birleşik Devletleri'nde] Tüketilen çoğu tavuk, dana ve domuz eti, hayvanların dar
alanlarda, stres dolu yaşamlar sürdürdüğü ve anestezi
olmaksızın uzuvlarının kesildiği hapishane gibi fabrikalarda
üretilmektedir. İnsanların çoğu, diyetlerinden eti çıkarsa
da ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşmayacaktır. Hatta tam
tersi. Fabrika tipi üretimin, sahiplerine sağladığı kârdan gayrı
tek getirisi, etsiz bir diyetten şu anda sürdürmekte oldukları
etli diyet kadar haz alamayacaklarını iddia eden et-severlerin
damak zevkidir. Eğer Fred'i yaptıklarından dolayı ayıplamaya
hazırsak, aynı şekilde fabrika üretimi etleri satın alan ve
tüketen kimseleri de ayıplamalı mıyız? Etik açıdan Fred'in
davranışıyla onların davranışı arasında belirgin bir fark var
mı?

No comments:
Post a Comment