Bu yazı Virginia Morell'in Science
News'daki makalesinden serbest çeviriyle Türkçeleştirilmiştir.
Dana eti ve diğer kırmızı etlerce
zengin bir diyet insan sağlığı için zararlı olabilir. Et yemek,
insanların etçilliğini ve bunun toprak kullanımı üzerindeki
etkilerini ele alan bir çalışmaya göre dünyanın fauna ve
florasının büyük bir çoğunluğu için en büyük tekil tehdit
olması bakımından Dünya'nın biyoçeşitliliği için de bir o
kadar zararlı. Science of the Total Environment dergisinde yayınlanan
yeni bir çalışmaya göre, halihazırda büyük bir yokoluşun
sorumlusu olan et alışkanlığımız, insanların hayvancılık
ve bu hayvanların yiyeceği ekinler için daha fazla arazi
açılmasıyla daha büyük felaketlere yol açacak.
Çalışmada yer almayan ancak kendisi de insan diyetlerinin çevreye olan etkilerini araştıran Bard College'dan jeofizikçi Gidon Eshel'e göre bu müthiş önemli bir makale. Araştırmacılar et tüketiminin biyoçeşitlilik üzerindeki etkilerini tam anlamıyla anlayabilmek için çalışıyorlardı. Eshel'e göre biraz hayalci bir şekilde, bir biftek yediğinizde Madagaskar'da bir lemur öldürmüş sayılırsınız diyebiliriz. Tavuk mu yediniz, bir Amazon papağanını öldürdünüz! Çünkü günümüzde türce zengin bölgeler insanların ete olan iştahı arttıkça çayırlıklara veya yem ekini tarlalarına dönüştürülüyor.
Çalışmada yer almayan ancak kendisi de insan diyetlerinin çevreye olan etkilerini araştıran Bard College'dan jeofizikçi Gidon Eshel'e göre bu müthiş önemli bir makale. Araştırmacılar et tüketiminin biyoçeşitlilik üzerindeki etkilerini tam anlamıyla anlayabilmek için çalışıyorlardı. Eshel'e göre biraz hayalci bir şekilde, bir biftek yediğinizde Madagaskar'da bir lemur öldürmüş sayılırsınız diyebiliriz. Tavuk mu yediniz, bir Amazon papağanını öldürdünüz! Çünkü günümüzde türce zengin bölgeler insanların ete olan iştahı arttıkça çayırlıklara veya yem ekini tarlalarına dönüştürülüyor.
Ancak herkes doğal yaşam
alanlarındaki kaybın başlıca sebebinin hayvancılık olduğunda
hemfikir değil. Montana State Üniversitesi'nden ekolog Clayton
Marlow, bu araştırmanın saldırmak için bir korkuluk uydurduğu
ve ne ekosistemler için ne de yoksullar için elle tutulur bir fayda
sağlamadığı görüşünde.
Önceki çalışmalar modern
hayvancılık ile iklim değişimi, su kirliliği ve aslanlar, kurtlar
gibi avcılarla bazı otçulların yokoluşu arasındaki bağlantıları
incelemişti. Miami'daki Florida Uluslararası Üniversitesi'nden
ekolog Brian Machovina ise hayvancılığın diğer türler
üzerindeki etkilerini merak etmiş.
Machovina ve ekibi, bunun için, çoğu
tropikal ülkelerde bulunan, dünyanın endemik bitki ve hayvan
türleri açısından en yüksek biyoçeşitlilik içeren bölgelerine
baktı. Daha sonra yakın zamanda endüstriyel hayvancılık
işletmelerini geliştirmesi olası olan ülkeleri seçen
araştırmacılar, hayvanların yetiştirilmesi ve otlatılması için
kaybedilecek toprak miktarını belirledi. Ekip daha sonra da, gıda
ver tarım örgütünün (FAO) ve geçmiş çalışmaların
verilerini kullanarak bu ülkelerin 1985 ila 2013 yılları
arasındaki sığır, domuz ve tavuk üretiminden gelecekte kullanmaları toprak miktarını kestirmeye çalıştı.
Bu kestirimlerle biyoçeşitlilik
alanlarının kesişimini karşılaştıran araştırmacılar,
hayvancılık nedeniyle dönüştürülecek orman alanlarından
etkilenmesi beklenen çoğu bölgenin, en fazla tür içeren 15
“mega-çeşitlilik” gösteren ülkede olduğunu buldular.
Machovina'ya göre, bu hızla devam edersek 2050 itibarıyla bu
ülkelerdeki hayvancılık için toprak kullanımı %30 ila %50 kadar
artacak.
Bunun sonucundaki doğal yaşam alanı
kaybı o kadar büyük olacak ki, iklim değişimi ve kirlilik gibi
diğer tüm etmenlerden daha fazla yokoluşa neden olacak. Dahası bu
etki iklim değişimi ve kirlilikle birleştiğinde çok sayıda tür
kaybıyla karşı karşıya kalacağız.
Araştırmacılara göre et yemeye olan eğilimin etkilerini şimdiden gözlemliyoruz.
Araştırmacılara göre et yemeye olan eğilimin etkilerini şimdiden gözlemliyoruz.
Geçmiş çalışmaları referans
gösteren araştırmacılar, Amazon bölgesinde açılan arazilerin
dörtte üçünden fazlasının bugün yerel veya uluslararası
markete girmek üzere ya hayvancılık ya da hayvanları besleyecek
ekinlerin yetiştirileceği tarlalar için kullanıldığına dikkat
çekiyor. Amazon bölgesindeki ormansızlaştırma ise devam ediyor.
Geçtiğimiz yıl bir 1898 kilometrekare orman arazisi daha
yokedildi. Dahası sadece ormanlar değil, nadir türler barındıran
ağaçlık ve savanlar da sığır ve onlara yedirilevcek soya
üretimi için dönüştürülüyor. Orta ve Latin Amerika'da da
benzer kayıpların gözlendiğine işaret eden araştırmacılar
Afrika'yı da benzer bir geleceğin beklediğini düşünüyor.
Eshel'e göre, arazilerin et üretimi
için dönüştürülmesiyle çok sayıda türün yokolacağını
gösteren çalışma beslenme tercihlerimizin sonuçlarına işaret
ediyor.
Çalışmada yer almayan Minnesota
Üniversitesi'nden bir başka ekolog David Tilman'a göre bu
araştırma aynı zamanda üzerine düşünülmesi gereken potensiyel
çözümler sunuyor. Machovina ve ekibi, biyoçeşitlilik kaybını
durdurmak için insanların et tüketimini kalorilerinin %10'uyla
sınırlandırmalarını, diyetlerindeki arazi kullanımı bakımından
en fazla yer tutan dana etiyle birlikle domuz, tavuk ve balık etini
daha fazla meyve ve sebzeyle değiştirmelerini öneriyor. Tilman'a
göre hem insanların ihtiyaçlarını karşılayacak hem de doğal
yaşam alanlarını koruyacak çözümler bulmak gerekiyor.
Marlow ise dünyanın artan nüfusunu
hayvan ve bitki üretimi olmaksızın beslemenin mümkün
olmayacağı görüşünde. Marlow'a göre biyoçeşitliliğin
karşısındaki asıl problem ekilebilir arazilerin şehirleşmeye
kaybedilmesi. Gelişmekte olan ülkelerin endüstriyel et üretimine
geçmesindeki neden de bunun verimliliği ve artan talebi karşılamanın
yek yolu olması.
Eğer et yemek bir doğal yaşam alanını tüketmek demekse yazar Michael Pollan'ın tavsiyesine kulak verebiliriz: “Yiyin. Ama çok değil. Çoğunlukla da bitkileri...” Bir lemuru veya papağanı kurtarabilirsiniz.
Eğer et yemek bir doğal yaşam alanını tüketmek demekse yazar Michael Pollan'ın tavsiyesine kulak verebiliriz: “Yiyin. Ama çok değil. Çoğunlukla da bitkileri...” Bir lemuru veya papağanı kurtarabilirsiniz.

No comments:
Post a Comment