Sunday, August 16, 2015

Et yemek türlerin küresel ölçekte yokoluşunu hızlandırıyor olabilir



Bu yazı Virginia Morell'in Science News'daki makalesinden serbest çeviriyle Türkçeleştirilmiştir.

Dana eti ve diğer kırmızı etlerce zengin bir diyet insan sağlığı için zararlı olabilir. Et yemek, insanların etçilliğini ve bunun toprak kullanımı üzerindeki etkilerini ele alan bir çalışmaya göre dünyanın fauna ve florasının büyük bir çoğunluğu için en büyük tekil tehdit olması bakımından Dünya'nın biyoçeşitliliği için de bir o kadar zararlı. Science of the Total Environment dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmaya göre, halihazırda büyük bir yokoluşun sorumlusu olan et alışkanlığımız, insanların hayvancılık ve bu hayvanların yiyeceği ekinler için daha fazla arazi açılmasıyla daha büyük felaketlere yol açacak.

Çalışmada yer almayan ancak kendisi de insan diyetlerinin çevreye olan etkilerini araştıran Bard College'dan jeofizikçi Gidon Eshel'e göre bu müthiş önemli bir makale. Araştırmacılar et tüketiminin biyoçeşitlilik üzerindeki etkilerini tam anlamıyla anlayabilmek için çalışıyorlardı. Eshel'e göre biraz hayalci bir şekilde, bir biftek yediğinizde Madagaskar'da bir lemur öldürmüş sayılırsınız diyebiliriz. Tavuk mu yediniz, bir Amazon papağanını öldürdünüz! Çünkü günümüzde türce zengin bölgeler insanların ete olan iştahı arttıkça çayırlıklara veya yem ekini tarlalarına dönüştürülüyor.

Ancak herkes doğal yaşam alanlarındaki kaybın başlıca sebebinin hayvancılık olduğunda hemfikir değil. Montana State Üniversitesi'nden ekolog Clayton Marlow, bu araştırmanın saldırmak için bir korkuluk uydurduğu ve ne ekosistemler için ne de yoksullar için elle tutulur bir fayda sağlamadığı görüşünde.

Önceki çalışmalar modern hayvancılık ile iklim değişimi, su kirliliği ve aslanlar, kurtlar gibi avcılarla bazı otçulların yokoluşu arasındaki bağlantıları incelemişti. Miami'daki Florida Uluslararası Üniversitesi'nden ekolog Brian Machovina ise hayvancılığın diğer türler üzerindeki etkilerini merak etmiş.

Machovina ve ekibi, bunun için, çoğu tropikal ülkelerde bulunan, dünyanın endemik bitki ve hayvan türleri açısından en yüksek biyoçeşitlilik içeren bölgelerine baktı. Daha sonra yakın zamanda endüstriyel hayvancılık işletmelerini geliştirmesi olası olan ülkeleri seçen araştırmacılar, hayvanların yetiştirilmesi ve otlatılması için kaybedilecek toprak miktarını belirledi. Ekip daha sonra da, gıda ver tarım örgütünün (FAO) ve geçmiş çalışmaların verilerini kullanarak bu ülkelerin 1985 ila 2013 yılları arasındaki sığır, domuz ve tavuk üretiminden gelecekte kullanmaları toprak miktarını kestirmeye çalıştı.

Bu kestirimlerle biyoçeşitlilik alanlarının kesişimini karşılaştıran araştırmacılar, hayvancılık nedeniyle dönüştürülecek orman alanlarından etkilenmesi beklenen çoğu bölgenin, en fazla tür içeren 15 “mega-çeşitlilik” gösteren ülkede olduğunu buldular. Machovina'ya göre, bu hızla devam edersek 2050 itibarıyla bu ülkelerdeki hayvancılık için toprak kullanımı %30 ila %50 kadar artacak.

Bunun sonucundaki doğal yaşam alanı kaybı o kadar büyük olacak ki, iklim değişimi ve kirlilik gibi diğer tüm etmenlerden daha fazla yokoluşa neden olacak. Dahası bu etki iklim değişimi ve kirlilikle birleştiğinde çok sayıda tür kaybıyla karşı karşıya kalacağız.

Araştırmacılara göre et yemeye olan eğilimin etkilerini şimdiden gözlemliyoruz.

Geçmiş çalışmaları referans gösteren araştırmacılar, Amazon bölgesinde açılan arazilerin dörtte üçünden fazlasının bugün yerel veya uluslararası markete girmek üzere ya hayvancılık ya da hayvanları besleyecek ekinlerin yetiştirileceği tarlalar için kullanıldığına dikkat çekiyor. Amazon bölgesindeki ormansızlaştırma ise devam ediyor. Geçtiğimiz yıl bir 1898 kilometrekare orman arazisi daha yokedildi. Dahası sadece ormanlar değil, nadir türler barındıran ağaçlık ve savanlar da sığır ve onlara yedirilevcek soya üretimi için dönüştürülüyor. Orta ve Latin Amerika'da da benzer kayıpların gözlendiğine işaret eden araştırmacılar Afrika'yı da benzer bir geleceğin beklediğini düşünüyor.

Eshel'e göre, arazilerin et üretimi için dönüştürülmesiyle çok sayıda türün yokolacağını gösteren çalışma beslenme tercihlerimizin sonuçlarına işaret ediyor.

Çalışmada yer almayan Minnesota Üniversitesi'nden bir başka ekolog David Tilman'a göre bu araştırma aynı zamanda üzerine düşünülmesi gereken potensiyel çözümler sunuyor. Machovina ve ekibi, biyoçeşitlilik kaybını durdurmak için insanların et tüketimini kalorilerinin %10'uyla sınırlandırmalarını, diyetlerindeki arazi kullanımı bakımından en fazla yer tutan dana etiyle birlikle domuz, tavuk ve balık etini daha fazla meyve ve sebzeyle değiştirmelerini öneriyor. Tilman'a göre hem insanların ihtiyaçlarını karşılayacak hem de doğal yaşam alanlarını koruyacak çözümler bulmak gerekiyor.

Marlow ise dünyanın artan nüfusunu hayvan ve bitki üretimi olmaksızın beslemenin mümkün olmayacağı görüşünde. Marlow'a göre biyoçeşitliliğin karşısındaki asıl problem ekilebilir arazilerin şehirleşmeye kaybedilmesi. Gelişmekte olan ülkelerin endüstriyel et üretimine geçmesindeki neden de bunun verimliliği ve artan talebi karşılamanın yek yolu olması.

Eğer et yemek bir doğal yaşam alanını tüketmek demekse yazar Michael Pollan'ın tavsiyesine kulak verebiliriz: “Yiyin. Ama çok değil. Çoğunlukla da bitkileri...” Bir lemuru veya papağanı kurtarabilirsiniz.

No comments:

Post a Comment